hırsın sonu: sol ayak bileğinde çatlak…

26 11 2010
yoğun iş temposundan dolayı kendim için extra zaman ayırabildiğim tek şey yıllardır bitmek tükenmek bilmeyen bir hevesle oynadığım futbol…
tabikii halısahalarda…
25.11.2010′da da halısahadaydım işte…
aslında her şey normaldi daha maçın ilk dakikalarında… geride, sabit ve sağlam iki tane adam. benim için vazgeçilmez olan basit bir uygulama…
bu kez çağrıldığım maçta tanıdığım kişi sayısı az olduğundan hemen takımı seçenin yanına gidip bizim takım için geriye iki tane çakılı adam almasını söyledim. öyle de oldu.
şimdi…. maç için kafada kalan tek soru işareti şu yelek meselesiydi… golü kim yiyecek ve yeleği, halısaha ağzıyla “entari”yi hangi taraf giyecekti?
şu gerçektir ki, biz yelek giymeyelim, o ilk golü yemeyelim, benim için sonuç önemli olmaz :)
maç başlamış, daha takımlar birbirini tam tanıyamadan pat bir gol oluverdi daha ilk pozisyonda.
haydaaaa… arkadaş o kadar dil döktüm yine de olmadı.
işin garip tarafı da biz yeleği giyip 40 dakika boyunca 1 gol gördük kalemizde. adamların olayı da yelek giydirmekmiş galiba (:
şu horoz muhabbeti gibi işte daa: “ben işimi yaparım, gerisine karışmam” misali…
neyse işte maça devam ediyoruz biz, salladık bir iki tane. her şey tıkırında gidiyor… birden başlayan yağmur biz de açık sahada oynadığımızdan (olimpiyat halısaha@ordu) zemin hafif de olsa kayganlaştı…
sanırım maçın son 10 dakikasıydı. skoru şu an için de hatırlamıyorum. topu önümde buldum, bir adamı geçtim, diğerini de geçecekken topu ayağımdan biraz açmışım… karşıdan gelen adama yerden kayıp topa tekrar sahip olmaya kalktım. kontrolü kaybettim zaten topa hamle yapacakken… sol ayağımın üstüne oturdum resmen. ama nasıl ters bir durum böyle…
“kıt” diye bir ses geldi sol ayaktan benim… elden ayaktan düştüm, gücüm kuvvetim kaçtı, bildiğin bayılcam yaa sanki…
iki kere kolum kırıldığından, kırık çıkık konusunda tecrübeliyim bir de haa. dedim beni bırakın, siz devam edin… tırstım… allahım diyorum içimden “n’olur, n’olur bir şey olmasın…” iki-üç dakika düştüğüm yerden kalkmadım. basamıyorum ki ayağımın üstüne. “tamam kırık yok ama öyle burkulma falan değil bu yaa” diyorum kendi kendime.
topallaya topallaya maçtan çıkıyorum. adamın biri: “kardeş yerine gireyim mi?” dedi. lan git ne yapıyorsan yap dedim. adamı da tanımıyorum haa. bir de diyor ki bana :”bir seslen de takıma benim girdiğim belli olsun.” dedim arkadaşım benim dünyam dönmüş, sen takıl kafana göre… dangalak yau adam!
neyse çıktım, iki buz falan tuttuk ama nafile…
dönersin eve… üstüne basamıyorum ayağımın… çat gece 00:00′a doğru teyzemin oğlu geldi. dedi bu böyle olmaz haydi hastaneye. zar zor ikna oldum gece on ikiyi geçmiş, biz hastane yollarında.
haydi bir röntgen. nöbetçi doktor mu ne anlamadı salak herif, özel hastane bi de yaa (umut hastanesi@ordu). yahu diyo doktor “şurda bişe var ama tam çözemedim, sen yarın gel…”
kafama soktu mu herif şüpheyi çatlak falan gibilerinden konuşarak. kafayı yedim evde düşünmekten.
ertesi gün hafif topallaya topallaya da olsa gittim işe.
annemin ısrarlarına dayanamayıp ortopediste gittim iş çıkışı…
ve sonuç…

os trigon adlı kemikte ufak da olsa bir çatlama meydana gelmiş.
adım oldu isyan o an. bu ne yaa dedim.
doktor da: “heyecan yapma koçum alçıyla bir ayda hallederiz” demez mi!!! orda iyice koptum işte.
“başka çaresi yok mu?”dedim. “biraz canın yanar ama ilaç artı krem tedavisi ile birlikte sorun ortadan kalkar da fazla yüklenmemelisin” dedi.
moral sıfır… eve bir dönüşüm var ama yüzümdeki ifadeyi görmen lazım….
sonra evde biraz kendime gelince yine dedim “oğlum leo ucuz kurtuldun.” çünkü ben ilk esnada olay sıcakken dedim tamam ayak gitti.
allahtan çatlakla kurtardık…
şimdi iki gündür ayağımda artık kesin sonuçla var olan çatlakla yaşamaya mecburen katlanıyorum.

iki ay sonra falan da leo, sahalara tekrar döner inşallah!

eee… shevchenko bırakmadan ben de bırakmam bu top işini…
yirmiyedikasımikibinoncumartesi
*
leO







Follow

Get every new post delivered to your Inbox.